(dikkat: can yakar, kalp kırar; bunlar olurken milyonlarca hayvan ve kadın öldürülmekte, şiddetin her türlüsü ile de karşılaşmaktadır. neyse bu cümleler yığını ayna tutar, göz yaşartır; ayna tutulmuş bir yaşamdan esintilerdir sizi de ürpertecek olan)

ondört şubat, sevgili sevgililer günü: heteroseksüel ve tek-eşli (“normal”in yeniden üretimi, ahlaki çerçevenin içine hapsediliş ve kapitalizmin vahşiliğini göğüste yumusatıp tam dokkkksaana vurmak (çakmak değil leyn): gol,,, opsss ofsayt da yok 😉 )

evet, sevgilinizin sevgililer gününü kutlayın: pardon pipililerden amlılara hediye geçişli bir ritüel idi de mi: haberlerde görmüştüm, kadınlar erkeklerden bu gün hediye bekliyormuş: kadınlar erkeklerden hep bir şey bekliyor: o haber yığınlarında, bu insan yığınlarında, bu bilgi –tarih denilen- yığınlarda,,, yığın: eril tahakkümle beslenen yığın… evet ne çok cinsiyetçi haberler var etrafta: oysa istenilen şey basitti: “öldüren sevgi istemiyoruz”. “tecavüz eden sevgi” de,,, yaralayan sevgi de, yaniii direkt öldürmeyen halleri de istemiyouz. yaşamak istiyoruz: sevgililer gününde de;; sevgi ile: sevgi(liler) sadece gün adı mıydı oysa?

kocaman not: sevgililer gününde sevgilisine “petshop”tan (pet shop ne layn!) hayvan “satın alan”lar var. sevgilinle bir canlıya bakmak, onla beraber yaşamk istemen ne hoş, oysa bunu onu “mal” olarak görmeden yapabileceğin gibi sokakta, bakım evlerinde ve barınaklarda çok fazla “bakılmaya muhtaç” (bunu dememin nedenleri var: engelli, hasta, yavru, duygusal açlık çeken, gibi gibi) canlı var. onlarla bir yuvada yaşamak emin ol, çok daha mutlu kılacak seni de sevgiline de… (sokaktaki hayvanları eve hapsedelim demiyorum, sadece sokakta yaşamakta zorlanan hayvanlardan bahsediyorum!) yaşasın amlı-pipili hetero aşk, hopsss yazarken bilemmm noluyor dedim. tek tip ilişkilenme biçimine ve cinsel yönelime odaklanan bugünde de gördüğümüz üzere “aşkını çek ve bize gönder” reklamlarında bolca gördük. tek sevgilin vardır o da karşı cinsindir :d (gülelim bolca);; çok eşli kuir geldi hanımdayıamcaninededekocakarıbağyanbağğğmıyan 😉

bununla birlikte sevgililer gününde de haykırmak istediğim slogan şu:

“devlet, sistem, erkek, şiddet MEZBAHAlardan yükseliyor.”

10959385_10153108891473817_7024761803774365948_n

https://www.youtube.com/watch?v=8ild2bakrfe

mezbahalardan (öldürme merkezi) mezbaha dışına çıkan şiddetin tüm biçimleri, sistem ve o dolayımda devlet ve devletin araçlarıyla gündelik hayatımızda taaa en derinden bizi gelip buluyor, yaralıyor. biz yaralanırken mezbahalardan çığlıklar geliyor: tıpkı sessiz dört duvarın içinde kıstırılmış canlıdan gelen ses gibi: tıpkı sokakta yürürken başka adımların sizi takip ettiğindeki gibi: tıpkı siz hayır dediğnizde hayırı anlamayan sevgiliye bakışın çığlığı gibi: tıpkı git diye bağırmanız gibi… eril tahakkümün[1] tüm halleriyle mücadele ederken, mezbahaları sadece şehirlerin kenarlarına itmemişiz hayatlarımızın da. düşünmüyor, görmüyor, hissetmiyoruz: “eğer mezbahaların camdan duvarları olsaydı, herkes vejetaryen olurdu” (paul mccartney) demiş ya mezbahaların varlığını bilmek bile buna yetecek birşey oysa: go vegan!

neyse konudan sapmamak adına 😉

///

sevgililer gününde sevgililer bir masada buluşur: bir am bir sikli (ay bay ile bağğyan)  buluşur, karşılıklı bakışır: garson gelir.. sipariş verilir: yemeklerin gelmesi uzun sürmeyecektir, hani taaa şehrin dışındaki mezbahada öldürülen hayvanlar saatler önce getiirlmiştir oraya, pişirilir getirilir. hayvan cesedi, midesinde bir mezarlığa sahip katil bedenlere…. evet sevgililer günü kutluyoruz: öldürerek. yemek biter hediye verilecektir: ya bir tek taş ya bir kedi. ikisinin de değeri var değil mi? afrikadan köle emeğini ya da petshoptan işkencenin bedenselleşmiş halini satın almak: evet maddi değeri var. biri kaç “kırat”? diğer hangi cins. önemliymiş bunlar. öğretildi.

hayvan cesetleri, katillerce yendi. bir maddi değeri vardı. ödendi. pipili ödedi, ona öğretilmişti, amlıya para ödetemezsin, o ödeyemez. “erkekliğe” zeval gelmemeli de mi? hediye de almıştın oysa?

öldüren sevgi istemiyorum. hayvan sömüren sevgili istemiyorum.

daha ötesi “sevgili” istemiyorum. sistemin dayattıklarıyla benimle temasa geçen bir canlı istemiyorum hayatımda.

ondört şubat, pembe aşk masalı değilmiş öğrendim, öğrettikleri (dayattıkları) bir gaz bulutuymuş içimde; pıssss dedi çıktı gitti 😉

///

sömür(ül)meden  yaşanacak anlar dilerim.. dileyelim: belki tutar.

//

[1] Bourdieu’nun eril tahakküm kavramına bakınız.

Reklamlar