sağa italik/sola kayık,,, dikkat “deneyim” çıkar/çarpar/fısıldar/inler..

monolog krampların, dialog ol(a)mayan sanrılarm, içimden dışıma akamayan ama dışımdan içime gayet hardcore’ca  “giren” sancılarım;;; “san”malarım. üçnoktalarım… bedenimi, ruhumu, zihnimi, çillerimi lime lime eden noktalıvirgüllerim. akın, bulun; benim bulmak istemediğim/reddettiğim “yer”i: içimize “yerleşiklik” kaçmıştı; ha bir de “nesneleşme”: özne olamamanın karşılığı/ikilikler sisteminin “underground”u, istenmeyeni, oldurulanı, hiyerarşinin çimentosuz denizkumu yığınlı temeli. pardon, ben nesne olmaya geldim, “özne”lik arayışlarınıza karşı… kaç gramdır benim nesne oluşum/özne olmayı reddedişim?

queer tahayyül derlemesinden guy hocquenghem’in “tatlı-kaçık kıçlar” makalesinden şu sözlerle “nesneleşme arzumun” (durun bir açıklayacağım) “tezekli” temelini ekolojik ev edasıyla oluşturmaya başlıyorum (afilli laflar, hep karadenizin asiliğinden: insan yaşadığı yere benzer diye boşuna dememiş edip…): “ne zaman tenlerin hareketiyle sözlerin gücünü kırabilir hale geleceğiz?” (s. 68)…

nesneleşmekten korkmayı ne zaman öğrendik? yoksa hep bildiğimiz şey miydi: tüm çabamız nesne olmama uğraşı mıydı?: “özne” kıldıklarımızın karşısında. heteroseksist patriyarkal kriz, bu çıkmazın içine sokmuyor mu bizi? eril tahakkümün eyleyicisi “erkeklik” halini özne olarak kurmamızı sağlayıp bu erkekliğin karşısında (ikililik yine yeniden her zaman) kadınlığı nesne olarak kodlamıyor mu? ben ise burada şunu soruyorum: “ “karşı”yı özne kıldıkça kendimizi nesne olarak görerek zaten bu nesneleşmeyi yeniden üretmiyor muyuz?” / neden karşının özneliği ile derdimiz yok? onu özne kılan değerler yığınıyla mücadele etmiyoruz? yine aynı noktaya çıkıyoruz: “fail nerede?”: nesneleşmenin kurbanlığını sorgularken, kurban eden failin özneliğini yeniden üretiyoruz: o özne ve ben o öznenin karşısında nesne olmamalıyım? onun özneliğiyle derdimiz olmalı ki kendimizi nesneleşmenin “dayanılmaz hafifliği” ile savurabilelim.

straight ilişkilenme hallerimizde “daha” çok (neye göre ayol? –heteroseksist cinsiyetçi halin erkekliği beslemesine göre) çarpışıyoruz gibi: “aaaa adam beni nesneleştirdi mi (acaba)?” –bu sorunun tarihsel analizini elbette yapmayacağım/yazmışlar hep; ben ise (yine sözlere sığınıyorum biliyorum) bu tarihsel sözleri de yıkmanın gerekliliği istiyorum. topyekün nesneleşme arzusu içimdeki, özne kılmaya/kıldırılmaya çalışmadığımız. her hareket ve her gündelik eylemin özne ve öznelliğini tartışıyoruz; elbette kıymetliler ancak bu nesne-özne hiyerarşisi beni “dehşet”e düşürüyor. bu hiyerarşilendirmenin patriyarka, eril tahakküm ve heteroseksist cinsiyetçi (ve  ve ve ve) pratikten beslenmesi ve nesneleşme tartışmasını fail ve/ya özne bağlamında tartışmadıkça üstüne bok attığımız şeyleri tekrar tekrar boklayarak üretiyormuşuz hissini kapılıyorum. (bok bazen kötü de birşeydir J )

fetiş(ik) hallerimle yüzleşmem, beden, ruh ve zihnimin “özgür” olmaya dair inlemeleri ve ve ve birçok şey beni “özne kıldıklarımıza karşı” özne olmaya çalışırken yitirdiğim enerjimi (ve birçok şeyi) hatırlattı. ben çizilen özne-nesne hiyerarşisinde özneleri yıkmak isteyen bir nesneyim,,,

“anne, ben barbar mıyım?”

yell saccani

karin’in yetersiz bakiye’sinden şu sözlerle bu word sayfasını kapayacağım:

“.. bunca şeyi öğrenmekten, satır aralarını bilmekten, denge gözetmekten, hele de bunca dolu hissetmekten çok yoruldum.” (s. 39)

bir de şu şiire bayılıyorum;

kadının bacak arasında uyudu adam
kadın kadının içinde
kadın kadını düşünüp sevişirken
yuttuğu, adamın tomurcuğu
ağzında tuz tadı yıldızları çiğnedi yatağında

yatağı bacaklarının arasına aldı bir ileri bir geri
bir med bir cezir
bir kadın bir erkek
bir o bir ben

hayatını bir dikişte içince adam bitti

kadın kadının içinde
kadın kadının içi
kadın kadına iç

benim pipim yok.

bengu özsoy/kadınca

김지형

Devrek/nisan sayıltıları

Reklamlar