Köy ve Köylülüğün Dışı-İçi: Bir Deneyim Daha.

Sevgili Efsun’a

14391856608_b2a6a509af_bKöyde yaşamaya başladığımından beri sadece kendime değil başkalarının da bana sorduğu “aynı” sorular ile karşılaştım. Ne çok ben-den var: benden öte benden içeri diyerek başlıyorum bu blog yazısına.

Geçen yıl tanıştık Talat ile (kendisi başta gönlümün sonra da devletin onayladığı “koca”mdır). İzmirlililer bilir bitpazarını, ikimizin de o dönem çok sevdiği bir insan buluşturdu bu yolu. Derken ben İzmirden ayrıldım birkaçy aylığına, o ara netten konuşmaya başladık. Evlensek ya biz dedim, böyle yaşamı “çok daha rahat” kurabileceğimizi düşünerek, “tamam, evlenenelim” cevabıyla kalakaldım: evlendik J (evliliğe dair tartışmaları başka bölümde yapalım canlar J )

Geçen yıl Mayıs ayında, babasının işlediği toprağa domates fideleri diktik, öncesinde damlasulama hortumlarını da çektik. Öncesinde birkaç kez toprağa değimiş bu eller, şimdi toprağı ufalıyor, kazıyor, dokunuyor, hissediyordu. Bu aralıklarla dik denilen fideleri, asla o aralıklarla dikmedim. Gözüme küçük görünen fidelerin, o denli kocaman domates sandığı olacağını nerden bilebilirdim ki. Talat’ı dinlemeye o gün başladım sanırım (Gülüyorum-hep). Küçük bir bahçe yapmaya karar vermiştik biz, kendi yiyeceğimizi çıkartalım diye, o küçük bahçe bana büyük geldi, çapalamak, sulamak, dikmek, biçmek derken tüm yaz “köylünün diline” düştüm: “Ot ilacı atsana kızım”, “bu gelin de çapa yapıyor sürekli”, “oğlum gübresiz nasıl olcak bu işler”… Yine bir gün çapa yaparken (kocakoca erkeklerin traktör sürüp kadınların minik çapalarla toprak işlediği eril-köy burası, söylemeye gerek duymadıydım oysa), Talat bana döner ve söyle(ni)r: “bu köyde sadece ben varım çapa yapan “erkek” olarak”. Herşeyi bırakıp gülmeye başladım- ki uyanışımızın herkesin bize gelip geçerken bakmasıyla oldu. Bize garip gelmeyen olay, onlara garip geliyordu: kaıdnlık-erkeklik sınanmaları…

Bir ekovegan bahçe yaptık, domateslerini, biberlerini, lahanalarını vs yedik, köylü yedi, siz yediniz: “ooo pek lezzetli olmuş”, “hayvan gübresi de mi koymadınız”… Koymadık, alternatif olarak sunulan şeyleri denedik, çokca zorlandık elbette. Mini mini fideler, sürekli köye gidip geldiğimizden çok susuz kaldılar (ilk yerleşme durumumuz doğrudan olmadı, düğün dernek şu bu derken köydeki sürekliliğimiz kesintilere uğradıydı) ve ağlaya ağlaya sorup duruyordum: “ölceekllerr mi  bunlarrr sevgilim?”, “iyi bakamadık”, “beceremiyorum ben”, “offff n’apcazzzz kiii”… Daha neler neler! Talat’ın sakin ve özgüvenli yapısı, beni rahatllattı: itiraf ediyorum. Yoksa ilk çekip gidişim o olacaktı (şaka şaka: daha önce gidiyorum laynnn ben diyelm kaç on’lar olmuştu). Benim gibi götünüz zora gelince kaçan, kafası dağınık, mutlu olmaktan ise mutsuzluk var- ben onu seçerim diyen melankolik, herşeye bulaşıp birşeyi tamamlayamayan, aaa bu güzelmiş yapılır diyip bilgisayarını-telefonununu dünya kadar görselle doldurup bir çiçek saksısı bile yapmayan, kitap okuyooom ben- tezimi de yazamıyorum zaten, hayat da çok boktan ama ben biliyorum kurtuluş gündelik hayatta diyip de “taşın altına elini koymayan” bir yasemin iseniz bu hayat size de çok zor gelecektir: ama atlattım –şaka laaa, nereye. Ayın belli dönemlerinde (regliye bağlamayın-açarım gözlerimi faltaşı gibi!) histerik hallerim, krizlerim, atarlarım giderlerim devam ediyor: çeken kim mi?: Talat-sevgili kocişiiim. Çünkü benim gibi ortamlarda aktif bir tip ve insanlarla olmayı çoğu zaman eğlenceli bulan bir tip iseniz belki de siz de zorlanırsınız. Ben övülmeyi, sevilmeyi, ego okşanmasını seven, aaa yasemin mi gelmiş denmesinden haz duyan kişilik olduğumdan… İnsansızlık, aaaa ne güzel işler yapıyorsunuz diyen seslerden uzaklık, beni zorladı. Neyse ben zorlandım burlarrda a dostlar. Gitmek, kalmak ikiliğini çok yaşadım: eylemsel olarak gidemeyiş, zihinsel gidemeyişi engelleyemedi tabi. Ancak çok güzel şeyler deneyimledim. Hala ara ara atarlarım olsa da “gitmiiycemmm psikiyatra-banane” isyanımı bastırıyor: ve dönüyorum yüzümü, sevgilime, ağaçlara, köpekler(im)e, kedişlerime, oğlaklara, tohuma, toprağa: Suya! Su akar, siz üfleyin içnizdekileri, nefsiniz nefesiniz karışsın: Su arındırır/kirletmez//sizz de kirletmeyin onu!

5163390387_917465584e_b.jpg

Neyse n’ettim ben buralarda.

Geçen yaz Devrim (kardeşim), Talat ve ben- (–kaçıyordum oysa ben) teras bahçe yaptık. Testere işlerini Devrim yaptı genelde, ayyy ben kesemiyorum diyen ben: Şuan cartcart dekupaj testere ile ne şekiller kesiyorum janım: Eltesteresi hala zor janım.

Tohumlardan fidelerden ağaçfidanlarından,,, nasıl büyücek bunlar-büyümüyorlarrrr diyen ağlayan ben, yepyeni tohumları kavuşturdum toprağa. Biten soğanları, sarımsakları yeşerttim. Kereviz, patates, yerelması ektim daha geçen haftalarda. Çürüyen söğütleri kestiydim, onun kütüğünde yeşeren sögütdallarını toprağa kavuşturcam. Maydanozlarım, çileklerim, pırasa ve pancarlarım bir yeşerdii oh oh! Nasıl bir aidiyet kuruyorum bakınız. Çapa yaparken hala çok darlanıyorum ama toprağı “dövmeyip” dokunmayı, onu iş olarak görmemeyi öğrendim artık. Onu beslemeyi, zehirlememeyi öğrendim. Toprak işlemek zor hala. Köylü romantizmini geçelim lütfen. Güneş tepede, ter akarken heryerden siz işleniyorsanız, kolay mıdır? Kol gücü değil sadece bu zihinsel zorluğu da var: ben şimdi burada napıyorum? Bu soruyu onmilyonkez baloncuk yutmuşcasına sordum kendime – bi o kadar.

Bizim bir altıgen odamız var. Bi kenarı yatakodası, biri mutfaki biri salon, biri şömine-soba ve yanı da orturmalık yer. Tabi diğeri de kapımız: sürgülü. Çıkma hepsi, ikinci el hurda. Burayı inşa etmiş babasıyla Talat zamanında. Bir derledik. İçine mutfak yaptıki demirleri talat ile kaynattık, boyadık, çıkma mermeri taktık. Lavabomuz da öyle. Kenarına olmayan aletlerimizle öyle bir lavaboluk yaptık ki ooo çok cool. Raflar yaptık, altına böyle işleri sevdiğiden ötürü Talat’ın led lambalar koyduk. Şöminenin etrafına taş ördüm, pancar şeklini bile yaptım. Kendi kalorifer düzeneğimizi kurduk, çok sesli oldu ancak onu da çözcez. Suyumuz yoktu evde, onu çektik. Artık plastik boru kaynatma ustası da var karşısınızda- yok ayol anca kalfa olurum. Suyumuz zaman geldi dondu, zaman geldi buz gibiydi ama “medeniyet geldi” demekten alamadık kendimizi. Digiturk sevdalısı kocacığım ile uyduyu da taşıdık buraya: film kanalları var çokca. Bundan geri kalamayız. Evlilik programlarını açıyorum ben, aklım şaşıyor. Evde zımpara yaparken aaaa bunu gördün mü Talat, aaa bu ona mı gelmiş Yasemin lafları dönüyor karşılıklı. Ne utancam be. Aklımdan geçiyorken utanmıyor da söyleyince mi utancam. Neyse. Buarada altıgenin iki tarafını da taş ördüm, iki duvar kaldı onları da halledeyim, taş ev oldu tam: yalıtım da yapıyor.

Yediğimiz içtiğimiz şeylerin artıklarını kompost yapıyoruz, mümkün mertebe çöp çıkarmamaya çalışıyoruz ancak çıkıyor. Onu da çözeceğim az kaldı: herşeye yetişemiyoruz be anacım. Deterjan gibi şeylerle imtihanım yıllar önceden gelir, bu ara ona zaman yaratıp küllerden ve yağlardan kostiksiz zehirsiz seyler yapacağım. Bunları öğrendim be efsun, herşeyden birşey olmasını. –iççekiyor!-

Geçen yaz, salça, turşu, sos vs yaptık. Fazlaca yaptık, onları satıyoruz. Biz çok beğendik, salçalı ekmeğe aşık kuşaktan geldiğimizden mi yoksa sevgiyle aş bpişirmekten midir bilemiiiycez ama ürünlerimiz çok güzeldir. Sözümüz, güvencemizdir . hahaha (evet hala gülüyor)

Şuan ailemiz kalabalık, yeri gelince bizle yatan beş yavru köpek (eşekkadaaaa oldular be),üç erişkin köpeğimiz var. Kısırlaştıramadık, burada köpeklere “hayvan” diye bakmıııyyylerrr. İnek, keçi vs daha değerli, satsan para yapar, satmasan da yatırım. Ah !! bu türcü, karnist, hayvan sömürüsüne dayanan kafalar. Hele dişi ise köpek bırak gebersin. Biz bakmaya çalışıyoruz, bu yaz araba sorununu çözüp kısırlaştırcaz. Çünkü burada başka bir dünya var, sizin canım dediğiniz hayvan, başka bir hayvanı katlediyor. Ne çok ölü köpekler gördük. “alan” koruyor ya esekler… neyse. Bu kısırlaştırma meselesini de kenara bırakıyorum. (bir kurşuna ya da zehre kurban gitmesini istemiyoruz sevgili dostlarımızın!)

Gelelim işlerdeki toplumsal cinsiyete. Öğretilmiş kodlarla mücadeleden alamıyorum kendimi, heryerde kendini buluyor. Talat, erkekliğin nimetlerinden yararlanan bir insanevladı değil, o yüzden “şanslıyım”. Çapayı da bulaşığı da hallediyoruz ancak benim derdim öte tarafı: “araba sür”, “atölyede iş işle”, “tamirat” vs. Talat beni burlaraaa sürüyorrr aaaaaaa. Ona göre bunlara girişmemek de bu kadınlık-erkeklik kodlarından. Ki haklı.. neyse şuan taşlama ve koca testereden korkuyorum evet, onun dışında birçok alete yatkınlaştım. Ahşap işleri yaptığımızdan, zımparadan tut kesmeye kadar birçok işi ben de üstlendim. Yapmalıyım… O yüzden işin cisniyetsizleşmesi sözkonusu buralarda en azından.

Sabah kalkınca, çocuklllaraaa günaydın diyor , onların oooo koştırmaca, sarılmaca, enerjili hallerini alıyor, besliyor, öpüyor kokluyorum. Sonra bok temizliyorum, heryerdeler. Heryere nasıl sıçabiliyorlar. Eve gidip kahvaltı yapıyorum, sonra işler geliyor –eger çıkıp yapasım varsa. Bu ara herseye bulaşıyorum. Terası, tohumları, fideleri sularken, köpeklere kazanda yemek pişiriyorum, bazen keçi otlatıyorum, bazen oğlak (çok seviommm onları) ile birlikte uyuyorum. Geçen gün evde zımpara yaparken beş köpek sıcaktan bayılmış halde evde uyuyordu, iki kedi de yatakta. Ben ise çalışıyorum: haksızlık değil mi? gün bitiyor. Hemen!

Ekşi mayalı ekmek yapmanın dayanılmaz cazibesine kapılamıyorum çünkü ekmek yapmak demek çok zaman demek oluyor. İki kişi zor be anacım. Ne çok iş yapıyormuşuz leynnn dedim şimdi. Birazdan çıkıp çiçeklerimi, fidelerimi dikmem lazım, köpeklere yemek yapıcam, araba lastikleriyle de brşeyler yapıyorum da. Bu ara çokca ortalık topluyoruz. Köpeklere kulube yapıcaz, biraz “şey”ler gerekli!

Para kaanmanın gerginliği var bende. Çok fazla hayvanın sorumluluğunu aldık, Bonnie yaktın bizi diyorum da çoğu zaman. Çok seviyorum hepsini ama zor bilirsiniz. Köpek üretim çiftliği diyen de oluyor, saldıracak bize diyen de. Korkuyorum, birine birşey olursa diye. Korkularımız var , hep oluyorlar maalesef.

Bisiklet var bir tane, tamir edeceğiz. Onu sürmeye başlayacağım, anca öğreniyorum çevreyi. Korkuyorum. Tedirginliğim buraya özgü değil, hep olmuştur. Garagızımla gezmelere gitcez. Hiç yanımdan ayrılmayan kocakulaklı gızım var benim, kapkara. O yüzden kaçıp gitmenin özgürlüğü istiyor insan, kimden mi kaçıp gideceğim: “kendimden”.. yalan ya kaçılmıyor J

Hep işten bahsettim gibi oldu. Burası çok güzel ve ben artık çok iyiyim. İşten de yaşamaktan da korkmuyorum. Daha çok sevgi var içimde. Aşık bir kadın dile geliyor. Sevgilisine, buradaki hayata, köpeklere kedilere keçilere ağaçlara aşık bir kadın.

Başımızda patron, bina, kira derdi olmadan yaşamanın mutluluğu ile yolumuza devam ediyoruz. Hala güneşi çok sevmiyorum, çapayı da. Ama yediğini yetiştirmek adına birazcık özveri diyorum ve çapa yapıyorum. Ama bu derece de hiçbir işe tapmam. Çünkü iş bizi tutsak etsin istemem…

Benden bu kadar, be efsun. Soranlara selam. Kapımız, yüreğimiz, soframız açıktır.

***vegankülkedisi isyanda! – veganlığımın sorgulanmasına değinmedim herhalde.ay bilirsin işte.

Sitemiz: https://www.facebook.com/Eko-Vegan-Bah%C3%A7e-1690966924468507/

Reklamlar