Orada-Biryerde: “Varız”- Bir dokunuşun dostluğa dönmesi

Beni yaralarımdan öpmeyi eksik etmeyen can-ım’a , fatoş’uma…

Estes, kurtlarla koşan kadınlar’da demiş ya (ben de o sayfaya sarı ççek koymuşum), “hepimiz, “ben aslında neyim? Burada işim ne? sorusuyla işe başlarız” (119) diye bu soruları kaçtır kendimize sormuyor muyuz? Kimiz, neredeyiz, nerede olmalıyız, kim olmalıyız, kimleyiz, kimlerle olmak isteriz, bu hayatın içine sıçayım derken bulmuyor muyuz kendimizi…

4

Ben seni nerde buldum, biliyorsun: sanayinin, anayola yakın bir dükkanının ikinci katında sekreterlikten bozma her işi yaptırılmak için alınan bir işçinin, bilgisayar kaçamağında. Feminist politika okunmuş, anaaaa bu kim la, ben miyim yoksa: beni mi yazmış, aaa dur bi bakayım denir ve fb’a yazılır, bulunur ve uzunca bir mesaj yazılır: o sen misin? Sen isen ne güzel yazmışsın falan… Hop güzel bir arkadaşlık başlar: hey-e-can ile…

Sana, kentin kenarı, kenarın otoyol yanından sesleniyorum ey kadın: sanayiden. İlk önce şaka sanmıştın, nerden bilebilirdin ki çocukluktan gençliğe her boy atışımda sanayinin izinin olduğunu. Bana oradan ver bakalım 11 anahtarı, hoşgeldin kadın varoşumdaki varoluşsal sorunlarıma ya da sorunsallaştırmamın varoluşuna. Eee kenardan kurtulup merkeze çekilmenin, merkezde de kenarın “sosyolojik” analizini yapmayak mi?

Seni seviyorum, fatoşum. Tüm yıkımlarıma tanık etmişliğini, fatoş nasıl olacak bu işler isyanlarımı, başıma gelen iyi kötü tüm deneyimlerimde “çıkış” yolu arayan sendeleyen o kadına kocaman elini uzatışını nasıl unutabilirim. Kendini bu kadar dövme, yeter demenin üzerinden kaç yıl, kaç saat geçti: değişmedik (not birkaç kere de sana ben söyledim bunu, değişen birazcık bu 🙂 ).

phoebe-1.png

İlk buluşmamız, İstanbul’a denk düşer: sana bana, yüreklerimizin buluşmasına. Sarhoş deli kadın saçmalıklarımla, herşeyi mahvetmiş halimle karşındaydım: bir de yağmurda ıslanmış. Sarılışımız, asla bırakma deyişimdi belki de. Kızkardeşleştirdiğim birçok öykümden yenik çıkmıştım: neden böyle olur be gülüm: feminist kızkardeşlikte yara almayan var mıdır? İktidarı, erkekliği, dostluğu, kadınlığı, ilişkilerimizi sorgularken aynı boku yiyişimiz ve sonrasında kocaman kafese tıkılmamız, feministliğimizden dostluğumuza herşeyimizin çıplakça uluorta serilmesi ve yüksekhakim feministlerce yargılanmamız. Bu haldeydim karşındayken. Tüm ilişkilerimi silmiş, restleşmiş halde. Sen ise dinledin (burada sen onlar yapmıyorum, o dönem hissettiklerimi söylüyorum), sen dinledikçe ben dillendim, dillendikçe öyküm kızgınlığını yitirdi, softlaştı: ben de softlaşmıştım. Kollektif yaşamayı beceremediğini ve kurduğu bağları koparan/kopmasını engelleyemeyen ya da bunu da yapamadığını söyleyen biri. O bendim: nasıl geldim nasıl gittim, istanbul’da noldu: inan bilmiyorum. Sadece seni, senin evini, 8mart’ı hatırlıyorum: kendimi bırakmışım biryerlerde. Hayalet anlardan, biraz daha iyi anlara: Hatırlarsın, bilirim: veganfeminist kampta ikinci buluşmamızı. Orada yaşadıklarımızı, senle kurduğum bağın güçlendiğini, seni çok sevdiklerimle buluştururken aaaa bahsettiğim fatoşşşş işteee diye haykırışımı: sen, tatlı kaduuun oradaydın. Muğla’da da buluşmuştuk,  kamp deneyimimiz olmadı deme, gerçi çadırını benle paylaşmadın ama neyde :p yaşadığımız o talihsiz olayda, parmakların ucunda gösterilişimiz ve yeniden biz kimiz ve burada ne işimiz var deyişimizi, bakışımızı, birbirimize dokunuşumuzu nasıl unuturum. Nasıl unuturm fatoş’um, bir dayanışmanın sadece kelimeyle olmadığını: ağlayan gözlerle sarılmayı, daha güçlü olmalıyız demeyi ve maalesef burada da!!! Bu gerekliymiş dokunuşunu. Aynı düşünceye sahip olduğunu söyleyen kalabalık içinde yapayalnızdım, sanırım sen de öyleydin: bulduk birbirimizi. Eylemenin kıymetliliği ile sana selamlar canım! Kişisel bağlardan öte olaya bakarak konuşmanın önemini bir daha gördüm senle. Senle ilişkimde. Bırak alasennn yeter demeyi de öğrendim.

2

Neyse canımın içi, geldik yerleştik bir köye. Anca gelmiştik, derleyip toplayamadığımız bir hayatımız vardı, nasıl toplanır da bilemem mi? sen buradaydın, tüm mahcubiyetimle karşındaydım ben ise. Daha güzel karşılamanın umuduyla yaşarken, onu yapamamanın mahcubiyeti: oysa şimdi çok renkliyiz, derlendi toplandı biraz daha ortalık. Köpekler fena tatlı. Söz ekşi maya ekmek de yapıcam J

Çapa yapmayı bile beceremiyorum ben fatoş, yetişemiyorum bitmiyor olmuyor diye haykırıyordum o zaman da karşında. Ayol, hep bi isyan halindeymişim (hala gitmiiicem psikiyatra 🙂 ). Sen ise bu kadar yeri sen ve talat nasıl yapacaksınız ki zaten, çok büyük dediğinde taa gözlerinin içine bakıyordum. Öyle mi?: büyük mü, bende sorun yok yani. Ah canım, nerden bilesin ki, onun benim nerdeyse ilk deneyimim olduğunu. O büyümeyecek denile domateslerden, salçayı yedin. Ne de mutlu oldum J

Senle biraz daha da büyüdüm (büyümek ise yaşamı öğrenmek), büyüdüm ki cesaret edebildim. Bir arkadaş, bir can, bir yol-arkadaşı, bir herbişşiii olmak bu olsa gerek. Senle birlikte güzel arkadaşlıkların uzun yıllar devam edebileceğini, aaa bunu derken bunu mu demek istedi acaba sorgusunu yapmamanın keyfini yaşadım. Senle birçok deneyimin yaraladığı bedenin, yaralarını sarmasını öğrendim. Kendini dövmenin, zihnini bulanıklaştırmanın…. bu cana ne çok acı verdiğini … bizim sadece bu canımız, yüreğimiz, zihnimiz varken, bu “kana” bulandırma neden? Değil mi?

1

Sana, senle olan arkadaşlığıma o kadar kıymet veriyorum ki, ne çok şey varken yazılacak yaazmıyorum: uzun zaman sonra geçebildim pc başına. Yapamıyorum, kelimeler boğuyor beni. İnsanlar gibi.. kaçıyorum katlanamıyorum fatoş’um. Heryerde, her adımımda, her konuşmamda sanki yok ediyormuşum gibi geliyor herşeyi. Krurtaramıyorum yanıbaşımdaki hayvanları bile. Elim değmiyor, hiçbir soruna. Korkuyorum daha çok. Kendimi ilk geldiğimde bu küçücük odaya hapsediyor, çıkmıyordum evden, tekrar ona dönmekten korkuyorum. Oysa senle konuşunca, sesin sesime değdiğinde ağacı griliğinden çıkarıp yeşile boyayabiliyorum. Ama fatoş’um bir bilsen, melankoli çağırıyor sanki beni hep. Sema kaygusuz’un kitabını okuyorum hala: yüzünde bir yer. Oradaki gibi olsa keşke: “belleğin, kısa süreliğine de olsa apak, lekesiz; melankolin geçersiz” (95).

Canımın içi, hayatın zorluğunu elbette biliyorum, burada yaşamın güzelliklerine varıyorum ancak bahsettiğim şey ise herseyin ve herkesin herşeyleştiği bir durumdan, senin sesinle uyanmam. Oradasın, biliyorum. Dokunuyorum dokunuyorsun: senle tanışmanın tüm güzelliğine eriştim. Seni öyle çok seviyorum ki…

Zihnimin aklaştığı vakitlerde o kadar iyiyim ki, rengarenk oluyorum burada. Günaydınnnnlaşmam köpeklerle herşeyim olabiliyor, sevgilim de öyle… ama bilirsin özlem bambaşka. Seni özlüyorum, kocaman sarılıyorum sana.

Bana, iktidarsız bir arkadaşlığın tüm hallerini gösterdiğin ve bunu benle paylaştığın için çok teşekkür ederim. İyi ki varsın. İyi ki!

Ben artık çekileyim kenarıma.

Kenarımdan dökülenler ve tüm merkezkaç kuvvetimle seslendim sana, sesin sesime sevgin sevgime değdi. Hep birlikte, bambaşka dünyalarının mümkünlüğüne inanarak yaşayalım. Aşkitom ❤

6

görseller: Phoebe Wahl (http://www.phoebewahl.com/ )

 

Reklamlar