Ben: var mı yok mu?: Hatırlayacağım!

“Bu da benim için benden olsun” demeyi ya hiç bilmiyorum ya da unuttum bayadır. Demek diyorum ya eylemek. Kendimi tanımamanın verdiği birşey belki de bu. Kendimi, ne istediğimi, ne yaptığımı bilmiyorum sadece anın geçişi seyrettiğim oluyor. Başka canlılar ve başka insanlarla yaşamaktan mı geliyor bilmiyorum. Sadece kafam çok karışık: ben, benim neresindeyim?

Kendime bile yemek hazırlamaya üşenirken, o canlarımın birgün akşamdan hazırlanmış olur yemekleri. Vefakar cefakar atıflarla büyütülmek, rollerle dayatılmaktan mı geliyor bu patriyarkal bir vazgeçişlik? İstediğim bir boyayı bile sürekli ertelemiş olmanın başka anlamı nedir? Ya da bir şeyi almak isterken yok yok olmaz, çocuklara şu lazımdı ya da çocuklar için bunu yaparız gerek yok diyip kaçkere “hayalden” vazgeçme olmadı mı? kendini unutma sakın yasemin cümlesiyle irkildim en son, sevgili ‘nur’um… irkildim çünkü başka göz de gördü dedim o an: beni, benden içeri diğer beni?!

Nasıl, nerede, ne vakit olacak bilmiyorum ama bu içe dönüş şeysi biraz uzak benden ya da ben içe dönemiyorum, biraz burkulsam bile olamıyor, olduramıyorum. Hep bi şey var… o şey hep var… durrr, onu yapmalıydım?: evet burada, çoğu insanın istediği hayatı yaşıyor olabilirim, değer bilmez bir varlık olarak görülebilirim, kendinden uzak/kendini bilmez haldeyken önemli mi bu? Size gelen bir mesaj son derece mutlu edip, olduğunuz zaman ve mekandan sizi soyutlayabiliyorsa eğer, yaşadığım(ız) hayat akışkanlığıyla beni de “kaydırıyorsa”? Ne adımlar, ne çözümleyişler, ne çözümler, ne bulmalar, geri düşüşler onlar bunlar: patriyarkal sayıltıdan ibaret olsaymış keşke. Ben bu kendimi arkaplana atma olayında, içine doğduğum ve içine sıçtığım patriyarkal toplumdan, paternalizm kalesi aileden, sevgi ve aşk ile kutsadığım(ız) ilişkilerden, kaybedip kaybedip geri kazandığımız özgüvenden, ne istediğinden ziyade ne bok olursan saygıdeğer olursun kafasından kurtulamayışımdan dolayı olduğuna inanıyorum. Öldürülen hayal gücümden fısıltılar çıkıyor sadece; çığlığa dönüşmesini istediğim…

Derin nefes al: ver: al: ver…

Biraz uyu, gece yarısı çünkü keçiyi çişe götürmen gerekecek!

*** bakıma ihtiyaç duyan bir canlı ile yaşamak ***

Bu gece benden bu kadar olsun,

Bir iç-döküş dinlediğiniz saygıdeğer blog okuyucuları, patilerle kutsanmış ve korunmuş halde sevgiyle öperim! :*

1


 

ikinci iç döküşten:

288ec9d9f02dab9878e57de4611816fd.jpg

Avradinovart

Tüm geçmişin kırgınlıklarına, “şifa” niyetine.


“Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun.
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.
Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!
Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.
Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat midene dostluk olsun.
Şuraya Youtube’dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.
Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun.”

(Birhan keskin, fakir kene icinde, Kargo, s. 8-9)

Reklamlar