“Özgecan için ayağa kalk”[1]

Ne denli masumane bir reklam değil mi? Reklam görselinde, ayağa kalkan yani şahlanan bir atın varlığı “türcü” pratiğin asla masumane anlamlandırlamayacağına dair bir “son” işaret olsun bu.

11041431_787778347977384_1996592129_n

Başlıyoruz,

“Türkiye Jokey Kulübü; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, toplumsal bir sorun olan “Kadına Şiddet” konusuna dikkat çekmek için, Adana ve İzmir Hipodromlarında ‘Özgecan Aslan’ anısına koşular düzenliyor.”

Erkek şiddeti dolayısıyla ölen/öldürülen bir kadın: gencecik. Herkes saşkın, herkesin canıncan can gitmişcesine şoka girdiler. Aslında her gün bu erkek şiddetine maruz kalıyoruz. Özgecan’ın öldürülmesine karşı İzmir’deki çok “sevgili” dolmuşçu abiiğğğlerimiz bile afişler astılar: oysa ben hala o dolmuşlara binmemeye direniyorum. İzmir’in en uç semtinden “merkezine”, merkezinden “varoş”una devirdaim halinde olan biri diyor bunu.

Bir yazıda sormuşlardı. Söylemeden geçemeyeceğim: Aslında ölüm üzerinden bir hiyerarşi yaratıldığını düşünerek okuduğum bir yazı iken diğer yandan “ikiyüzlülüğümüzü” de göstermişti: bir transkadın, seks işçisi. Öldürüldü. Yine. Erkek şiddeti. Ama sessizliğe gömüldük/gömüldüler. Özgecan’ın öldürülmesine neden şaşırdılar, na-trans kadınlar da hergün katlediliyor. Ama olamazdı, üniversite okuyan “tazecik kızçocuğu” idi… Özgecan’dan sonra evet ben de kendime bir süre gelemedim. Ardarada haberler, evde açık tv, ana-baba konuşmaları… herkese cevap veren br yasemin.  Sonuç: ardarada iki gün “oğlan” kardeşime “şuan şu otobüsteyim, şu saatte incem” mesajı çekerken yakaladım kendimi. Korkuyordum, korku geldi vurdu beni: “varoşuma dönerken beni…”

Neyse dağılmadan, “jokey kulübü”, özgecan için koştuklarını söylüyor: şiddete karşı dururken nasıl da başka şiddeti örüyorlar. Aslında erkek şiddetine karşı olduklarını başka bir erkek şiddetiyle  gösteriyor (onlar hala erkek şiddeti demezler, “kadına yönelik şiddet”. Faili görmezden gelen tanımlamalarınızı alınız ve çekip gidiniz “efendiler”.)

Devam etmiş sevgili başkan: “… Şems’in de söylediği gibi “Kadın; bilmeyene ‘nefs’, bilene ‘nefes’tir” sözlerini hatırlatarak nefesimiz olan kadınlarımızı her zaman baş tacı yapmamız gerektiğini de vurgulamak isterim” dedi.”

Haliyle böyle cinsiyetçi ve türcü bir şiirden de alıntı yaparak yazıya devam edeceğim;

“… Ve kadınlar 

bizim kadınlarımız: 

korkunç ve mübarek elleri 

ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle 

anamız, avradımız, yarimiz 

ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen 

ve soframızdaki yeri 

öküzümüzden sonra gelen 

ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız 

ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki 

ve kara sabana koşulan ve ağıllarda 

ışıltısında yere saplı bıçakların 

oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan 

kadınlar, 

bizim kadınlarımız

…” [2]

Biz na-trans ya da trans olsak da birilerinin “kadını”, “bacısı,” kızı, karısı, anası danası, şuyu buyu olacağız: biz hep birilerine ait olduk, olacağız. Bu patriyarkal “kriz” buradan besleniyor. Aidiyet dediğin şey, iktidardan kurulup “bizim” ait olmadığımız ama üzerimizde ait olunmaya dair baskılar kurulması. Birilerine aitsin NOKTA. Soyu devam ettiren, “döl yatağına” sahip çıkan, anaç duygulara sahip olduğunun sürekli suratına vurulduğu… her ne isen, ne olursan ol, efendim sen birilerine aitsin. Herkes, senin adına söz söyleyebilir. Hele demiyor mu öküzden sonra gelen diye, al sana türcü okuma buyur.

(arada kendime ayar veriyorum: dağılma yasmin)

Korunması gereken varlıklar olarak tanımlanmamızı geçtim, “biz koruyamadığımız için bu halde bu kadınlar, öldürülüyor” diyen bir babanın sesiyle sabah uyandım. Bu adam da “bildiğin erkek”: şiddetin her yönüyle haşırneşir olmuş, oldurmuş bir erkek. “Sen beni korusan nolcakkkkk? Lütfen bi gidin artık, bizi koruduğunuz için bu haldeyizzzz” diyen otuzuna varsa da büyümediğini kabul edilen “kızçocuğu” (am-meme varsa gaaadunsun buralarda anacım. Ya kadın-ya erkek. Ötesi yok, kuir, interseks, trans-natrans (çok kavram var anambabambacımbrom :p ) falan işlemiyooğğ 🙂 )

10959385_10153108891473817_7024761803774365948_n

Neyse demem o ki (tüh karen benden önce demiş); “kadınlara nasıl davranıldığına bakın. Bütünüyle denetim altına alınmışız, çiğneniyoruz, hiçbir saygınlığımız yok, ciddiye alınmıyoruz. Hayvanlar da aynı durumda. Yaşam düzenleri, tüm varoluşları insanların ihtiyaçlarına göre ayarlanmış. İşte erkeklerin kadınlar ve yeryüzüne yaptıkları.” (karen waren)

Aslında doğa (yeryüzü) da hayvanlar da kadınlar da; nesneleştirildiği gibi aynı dolayımda bunları yaşamışlardır. Aynı süreçler, aynı ezilme halleri, aynı ezenler… “dişileştirilip” işgal edilen bedenler/yerler üçü de: Etin cinsel politikası diyor ya Carol, tam da oturuyor: “‘Kadınları hayvanlaştıran, hayvanları da cinselleştirip dişilleştiren bir davranışlar bütünüdür’ derken Carol, “‘türün dişisini’ ele alarak, kadınların nasıl ‘tür kimliğinin’ taşıyıcısı haline getirildiğini, çiftlik hayvanlarının da- sonuçta et haline getirilmek üzere- üremelerini sağlamak için türün dişisini kontrol altına alma gerekliliği yüzünden kültürümüzde statülerini kaybettiklerini gösterir.”[3] Bunu doğaya da uygulayabiliriz. Neyse siz dağınıklıktan yakaladınız zaten muhabbeti 🙂

Ve Carol ekler, “Patriyarka, insan-hayvan ilişkilerinde örtük biçimde var olan bir toplumsal cinsiyet sistemidir. Dahası toplumsal cinsiyetin inşasında uygun besinlerin hangileri olduğu konusunda talimatlar da vardır. Bizim kültürümüzde erkek olmak, erkeklerin ya sahip çıktıkları ya da inkâr ettikleri kimliklerle bağlantılı – “hakiki” erkeklerin neleri yapıp neleri yapmadıklarıyla. Bu sadece bir ayrıcalık meselesi değil, bir sembolizm meselesi. Kültürümüzde “erkeklik” kısmen et yemek ve başka bedenler üzerinde denetim kurmak üzerinden inşa ediliyor.”[4]

Bu denli ortaklık varken neden hala feministler, hayvan ve yeryüzü meselesine gözlerini kapamışlardır?[5], Carol da aynı soruyu sorar; “Feministler neden ırk ya da sınıf ayrımcılığına karşı siyasî ve felsefî tavır almakta gecikmezken, hayvan haklarını hiçe saydılar?”: “Birçok feminist yıllar içinde kadınlarla hayvanlar arasında kurulan denkliğin kadınları gayri insanîleştirme şekli olduğunu gördü. Buna tepki olarak, “Biz de insan türünün bir parçasıyız. Tıpkı erkekler gibi ussal, düşünen varlıklarız,” dediler. Ayrıca ırkçılık karşıtı ilerici feministler de, hayvanlar adına konuştuğumuzda insan mağdurların uğradığı haksızlıkları küçümseme endişesi söz konusu.” Ve hayvan hakları/hayvan özgürlüğüne dair çok yerinde cümle geliyor: “Patriyarkal bir dünyada birer kadın olarak bilincimizi geliştirebileceğimiz bir alan olarak görmeyebiliyoruz bu hareketi.”[6]

Ve bir yüzleşme paragrafı olarak gördüğüm şu paragraf da çok yerinde; “Özel olan siyasîdir, diyoruz, ama ne yediğimiz ya da ne giydiğimiz hâlâ özel konulardan sayılıyor. Şöyle karşılık veriyorlar size: “Hayvanları yiyip yememekle ilgili kararımın özel bir karar olarak kalmasını istiyorum.””

Neyse on olarak bu eylemin 8mart’ta yapılması, aynı şekilde “deve güreşleri”nin de kadınlargünü’ne dair belediyelerce yapılan organizasyonların mihenk taşı olması, sorunun daha da büyük olduğunu gösterir: (8mart’ın tarihine dair çok fazla şey yazmak, söyylemek istemedim. yeni de uyanmıstım. reklamı görünce dellenip yazdım bunları da)

deve-güreşi-bayraklı-2015

* “sekizmart bizimdir bizim kalacak” diyen “erkek” kalabalığı: belediyeler, konserler, eylemalanları falanfilan.

*sekizmart’ta geceleri de sokakları da istiyoruz diyen feministlere durun hele bakın biz sizi desetekliiyoğğzz gelin siz de deve güreşi izleyin, at kosturuyoozz bakın: özgeccan için hemiii de.

* sekizmart’ın politik öneminini yok etmeye dayalı yapılan bu eylemleri masum bulmam mümkün değil.

;;; o nedenle ;;;

Türcü, cinsiyetçi ve eril tahakkaküme karşı ses çıkarmaya, sokağa çıkmalı: boyamaya gökkuşağıyla,,,

620790_688826767814912_1295783874_o

Kadına karşı şiddete hayır derken, hayvanlara ve doğaya uyguladığıınız şiddet ile bir an önce yüzleşmeniz dileğiyle,

(ayyyyy: hele bir de hayvanları sömürerek şiddete karşıyız diiyooğğllar ya.)

Yasemin, bir çiçek adıdır.  🙂

dibedüşmüşkırıntılar.toplamaklazım.

[1] http://www.tjk.org/TR/YarisSever/News/Page/12826?Tarih=01.03.2015%2000:00:00

[2] Nazım Hikmet: http://siir.sitesi.web.tr/nazim-hikmet/kadinlarimiz.html

[3] Bakınız: http://www.birikimdergisi.com/sayi/195/patriyarka-kadinlar-ve-vejetaryenlik

[4] Bakınız: http://www.birikimdergisi.com/sayi/195/patriyarka-kadinlar-ve-vejetaryenlik

[5] Bakınız:  1. https://vegankulkedisi.wordpress.com/2014/12/02/kimin-bedeni-kimin-arzusu-seks-kolesi-pony-bana-ayna-tutuyor-2/

  1. https://vegankulkedisi.wordpress.com/2014/12/30/kirmizi-kurdela-ile-bagladiklari-bizim-ortak-kaderimiz-miymis/

[6] Bakınız: http://www.birikimdergisi.com/sayi/195/patriyarka-kadinlar-ve-vejetaryenlik