serpilodabaşı

serpilodabaşı

“roboski, kalbimde yaradır.”
//
arkadaş zekai özger / beyaz ölüm kuşları

sonra bir gün anneler de ölür
böcekler ve kertenkeleler ölür
boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca
sivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölür
sonra o gün çocuklar da ölür

önce anne doğurdu çocuğu acıya
sonra çocuk acıya anneyi ve ölümü kattı
sonra her şey ve herkes çocuktan var oldu

ama bir gün anneyle de hesaplaşılır

çocuk yalnız annesine yaşar çocukken
anne yalnız çocuğuna yaşamaz anneyken
bölüşür anneliği babanın kasığında
çocuğun bakışında çelişkidir büyüyen
ağlamak bir soru olur sevginin yarım payında
-ah baba / niye baba

ve bir gün babalar ölür

çocuklarölmesin

çocuklarölmesin

tanrı bir ürpertidir çocuğun yüreğinde
her tanrı biraz baba gibidir
yiğit ve erkektir çocukları koruyan
umacılar ve peri masallarının korkulu padişahı
çünki tanrıyı yaratan ve öldüren şeyler aynıdır
vurunca acının ilk gölgesi yaratır kuşkuyu
acının padişahı elbette zalim olur
ve bilincin duvarına çarpınca şaşkınlığı
bir soru önce acıya sonra acıya uzanır
-hey tanrı / hani tanrı

böylece o gün tanrı da ölür

sonra bir gün anneler de ölür

güneşsiz bir gök gördükçe öldüren öldüren öldüren./işte o gün her şey ölür

 

 

 

///

Maysa Mohammed

Maysa Mohammed

“giden gitti (yiten zaman)

açtığın kapıdan girdim, adımı söyledim

işte orda kaldım
herkes nerde? (gibi yanlarında durdum)
yiten zaman (onlar öyle sandı)
hiç ayrılmadım ki (aklım)
ben orda kaldım
senden bana hiç durmadan akan neyse
olsan olmasan
yansıladım (yüreğim, ben)
sen yoksan da iki olduk
gidenlerle gittim (gibi) / dünya (zaman) / ben orda kaldım”   (gülten akın)

Suhair Sibai

//
Burada / duvar ile direk /arasında asılı sallanıyorum.

Kenarlarım yırtık / parçalarım sarkık / içim patlak.
Burada / geçmiş ile gelecek / arasında gerili sallanıyorum.
Saatlerim çarpık/ günlerim çatlak / yılım yitik.
Sözcükler gelip geçiyor içimden/anlamsızlığa doğru
eylemler geçip gidiyor elimden/çaresizliğe doğru.
Boşalıyorum/burada/hiçlik ile yokluk arasında.

Oruç Aruoba/Havada

 

Saat geceyi ben geçiyor / Bir çingeneden çaldım zamanı, /Kırık, buçuklu, yarım. / Ne tamım, ne tamamım.

Ne yerim var, ne dünüm, ne yarınım, /Bu gece neyse o kadarım. / Topladıklarımla, sakladıklarımlayım.
Bir çingene zamanındayım. (neclamaraşlı)

mahi tarek

mahi tarek

Şarkı söylüyoruz, göğsümüzdeki ezgiyi / Orada, hiçbir zaman çıkmadı. / Yalnızca kimileyin bildi biri. / Kimse bizi kalmaya zorlamadı./

Duruyoruz. Kesiyoruz adımlarımızı / Yoksa sonu da bozulur / Gözlerimizi tanrıya çeviriyoruz. / Biz istedik bunca ayrılığı.  (ingeborg bachmann/kuzeye gidiyoruz)

 

Asaad Arabi

Asaad Arabi

“böyle bir morla alçattım sizi.” (nilgün, defter’den s. 75)

müzik!. dalgalar mı, atomların dizilişlerindeki düzenin benim atomlarımın dizilişiyle çakışması mı! halelerin eş düşmesi mi! olanaksızlığın paylaşılması mı! bir şey işte!  (nilgün, defter, 99)
http://www.youtube.com/watch?v=trsf3TpS7Ng…

“dişlerinin arasından aşk tıslıyordu” (defter, 83)
http://www.youtube.com/watch?v=U3ZsBimsaUc…

“sonra sözcüklerin kumda bıraktığı izlerin içine yerleştim” (defter, s.20)

http://www.youtube.com/watch?v=ym1eDeOxq14

 

“ben cesaretimi, babamın gözlerinde kaybettim” (gaye boraloğlu/koparma beni – dünyanın öyküsü mart-nisan 2013)

Hilda Hiary

Hilda Hiary

“ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.” nilgün

Efi KO

Efi KO

Bilmiyorum. Annemle birlikte yatıyoruz. Sabaha karşı kapıyı çalarak uyandırıyorlar bizi. Okulun hademesi gelmiş. Ağlayarak kendisi ile gelmemizi istiyor bizden. Henüz yüksek karlar arasından geçmemiş kimse.

Onlar önden gidiyorlar./Ben arkadan./Kar onların dizlerine geliyor./Benim omzuma.
O kadın nereye götürüyor bizi?/Eve döndüğümüzde annem gene üzgün. Ve ben gene bir şey anlamıyorum. Annem benim camdan düştüğümü bağırıyor ve ben onun sesini duyarak düşünüyorum.
Uyandığımda kendimi annemin koynunda mı bulacağım?/Yoksa bambaşka bir boşlukta mı? (tezer özlü/ eski sevgi, eski bahçe)

//

duyduk ki, bir daha / Kuş getirmek sınıfa / İntihar olmuş cezası
Hal ve gidişat tüzüğünde / Biz kuşları tutmuyoruz ki / Kapıda koyveriyoruz
Dönüp onlar ceplerimize giriyorlar / N’apalım? (eceayhan)

Nawar Haedar

Nawar Haedar

“artık kimse güneşle tanıştırmayacak beni/ kimse götürmeyecek /serçelerin şölenine / uçuşu hatırla
kuş ölümlüdür.”  furuğ

“elbet geçer bu hüzün mevsimi
bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün
o gün size sevinci de anlatacağım
bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün
o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağım
ve bir gün elbette yıldızları sayacağım
-gelin kucaklayın beni.yıldızları sayamıyorum.” arkadas z. özger

1521568_10152140564538817_943926266_n

 

“…hayat trajik bir homoseksüeldir/bence bütün homoseksüeller adonistir biraz

çünki bütün sarhoşluklar biraz/freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır
/
siz inanmayın bir gün değişir elbet/güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum/
///bir gün elbette zeki müreni seveceksiniz (zeki müreni seviniz) (arkadaş zekai)

 

efi ko

efi ko

❝Kuşu elindeyken sallanan kız / ya kuşu yitirir ya düşü❞  Gülten akın

“Eski bir saçakta kuşlarla, Yele yağmura karşı oturdum” gültenakın

Kumrular sakindir bir tek/Ben kumru değilim/Sen de/Bu yüzden birbirimize yaklaşamayız” (lalemüldür)

Tellere konmuş bir kuş gibi/Kadim bir gece yarısı korosundaki ayyaş gibi
Özgür olmaya çalıştım kendimce” Leonard cohen

“Düşün ki, yağmur ürkütmüştü seni, açılmış yelpazeyi sana getirdiğimde. Sen onu kapattın. Yitirdin zaman sezgini, ben kuş sürüsüyle havalandığımdan bu yana.”  Ingeborg Bachmann

”Samimi olmak en güzel keramettir. Bırakın uçmak, kuşlara münhâsır olsun.” ahmuhsinünlü

efi ko

efiko

 

“kuş dedi: “oooh! nasıl da mis koku, nasıl da güneş! bahar gelmiştir/ve ben kendi çiftimi bulmaya çıkacağım”

kuş taraçanın kıyısından uçtu/bir ileti gibi uçtu/kuş küçüktü
kuş düşünmüyordu/kuş gazete okumuyordu/kuşun borcu yoktu
insanları tanımıyordu kuş/kuş havada/ve kırmızı tehlike ışıkları üstünde/ve habersizlik yükseklerde uçuşuyordu/ve mavi anları
delice deniyordu/kuş, ah sadece bir kuştu.”
furuğ / Kuş Sadece Bir Kuştu

 

“Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?

Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.’.. Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
“Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara

suzan yaseen

suzan yaseen

Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin/bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.

Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya; -bir ceset gibi- gömülü kalbim./Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam, kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün, boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda./Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.  Konstantinos Kavafis

 

Boş günlerde geçirdiğim bu karanlık/odalarda dönenip duruyorum/pencereleri bulmak için.
Öyle rahatlayacağım ki bir pencere açılsa/Ama bir türlü ortaya çıkmıyor pencereler
Ya ben bulamıyorum onları. Belki de / Bulamamam daha iyi.
Belki başka işkence olacak ışık /Kim bilir neler çıkaracak karşıma (Konstantinos Kavafis/pencereler)

Edie Sunday

Edie Sunday

Düşünmeden, acımadan, utanmadan/kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.
Ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.
Beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda; oysa yapacak bunca şey vardı dışarıda./Ah, önceden farketmedim örülürken duvarlar.
Ama ne duvarcıların gürültüsü, ne başka ses./Sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar. (Konstantinos Kavafis/duvarlar)

 

ben büyüdüm/akasyalar öldü/üzgünüm
dışınız çok kalabalıktı/beni içinizdeki zindana attınızdı/olur ya bir gün
suyu hatırlar şelale/şeytan utanmayı ögrenir ve yüzleşir yüzünüz mevsimelerle/sırf bu yüzden büyüdümdü/
akasyalar öldü… ;;  (birhankeskin)

pina bausch

pina bausch

parantezin dışı/anita sezgener

doğruldum./tıka basada. rölantideyken vurdu kudurmuşu.
sesi pısır./katıyım artık. kısıldım./- neee?

) sızıntısı benzinin gülmek de tuhaf şimdilik (
) kuru ekmek ve su ödülmüş’e (

doğruldum. baktım. çok. azı aldım. yumdum içi. geri kaldım.
) sarkaç! (
) izninizle ben henüz gideyim! (
“Yalnızca rüzgarla ve zamanla ve sesle,
ben insanlar arasında yaşayamayan…” Ingeborg Bachmann

“…Ev kabuk olup döküldü
Göğsüne dar geldi de su
Susmaz oldu kadın birden…”  anitasezgener

“Evet, nedir kendimle ilgili doğru, herhangi bir kimseyle ilgili doğru? Noktalar halinde alabildiğince küçük eylemsel öğeler, duygusal adımlar, düşünce ırmağından damlayan alabildiğine küçük adımlar olduğu söylenebilir bunun. Ama o vakit bir kimsenin ‘tutumlu’, ‘iyi yürekli’, ‘korkak’, ‘düşüncesiz’ gibi ağırlıkla özelliklere sahip olduğu sonucu nasıl çıkarılabilir bundan? Bir kimsenin yaşadığı ve saniyenin milyonda biri kadar süren hoşnutluk, korku, tutku, nefret, huzur, heyecandan hangi sonuç çıkabilir! Ve bir sonuç çıkarılması gerekir mi bunlardan? Çıkarılacak tek sonuç vardır: o kimsenin bütün bu özelliklere sahip olduğu ve hepsinin çilesini çektiği…” ― Ingeborg Bachmann, The Thirtieth Year: Stories by Ingeborg Bachmann

 

Nawar Haedar

Nawar Haedar

annem, ben ve anarka-feminizm/anita sezgener

uykumun içine uyandım sabır diye kaynattığınız/şeydi içtim memelerim dudaklarım pörsüdü/amazon rüyası bu manifestik jimnastik/çevirenin notu neden kırmızıyla yazılmış ki/bozar korkuyorum uyanmayayım
başka birinin uykusunun ortasına/korkularım nicedir aldatır çıtı pıtı annem/uykuda sordu anarka- feminizm diye bir şey/sen biliyo musun dedi.. uçukladım../usumun durakları saniyelerle ölçüldü/korktum korkularım nicedir aldatır/bir manifesto var anne dedim al onu oku bak zor ama/zorlamadan ne olur ki şu hayatta nasıl istedim/kucağına/koşmak daha dün annemizin kahretsin baştan başlamak/dili azcık sert ama oku çekirdek ailemiz kendi kararlarımız
öz benliğimiz toplumsal baskı cinsiyet eşitsizliği/kadın isterse doğurur isterse aldırır anne/devrim yarından değil bugünden başlar/ataerkil çekirdek aile yerine özgür birliktelikler anne/gardiyansız dikizsiz cüzdansız hayat anne pencerelerden/rüzgar girsin bırak girsin/Roma’daki gibi anne! sokaklar meydanlara açılsın/copsuz meydanlara en copsuz/okulsuz toplum mobbing’siz işyeri sansürsüz medya anne/çığırıyorum çırpınıyorum anaakım dışarı kış kışşşş yaz kış/otoriter davranış kapitalist zihniyet kış kışşş/yaz yaz yaz kış kış kışş/anne anne sen yazsın anne/kalk gidelim!

semaan khawam

semaan khawam

“…niçin bakmadım?
annem o gece ağlamıştı sanırım
benim acıya ulaştığımı ve dölün biçimlendiği gece” furuğ

Suhair Sibai

Suhair Sibai

bir mevsim yok anne gibi / birhan
1-
cocukluğumdan kesilen saçlarımı
geri istiyorum berberlerden
(anneme küstüğüm için oluyor bütün bunlar)
yüzümü ve dizlerimi bi koşu
kanatıp okulun bahçesinde
tekrar dönerim, hemen.
büyüklere mahsus şeyler de konuşuruz
seninle istersen.

yoruldum çok
kente ve sana durmaktan
öfkem ne sana ne de başkasına
üstelik geceden marilyn monroe
ve senin gözyaşın geçti
hadi barışalım.

hem hiç bir mevsim ısıtmaz ellerimi
anne gibi
istersen kahve içip fal da bakarız yine
bana üç vakte kadar bir yolculuk görünür
belki ay doğar fincanda hanemize.

alevi içine bakan bir mumum ben
derine kaçan bir anıyı isiyorum
berberlerden.

2-
ırmak bitti
devrildi dağ
büyüdüm.

çocukluk anılarımdan
düşecek kadar
kırıldı avaz
yüzümden kovuldu
anneler korosu
söndü ateş.

kahvaltı masalarına geç kaldım
kirlenmiş bütün bardakalrın yalnızlığı bana,
ve ince kaldım belki
sabah zamanına.

hey aynalardan içeri kaçan çocukluğum
nöbetçi aspirinler, diş macunları
tekrar dönerim,

ırmak akar tekrar yatağından
dağ yerinden doğrulur
uzaklığım biter
gölgem yanıma düşer belki yeniden,

kim bilir
belki dedem bile olur
vicks kokulu yastıklar kalır bana ondan
ve ahdım var
onlardan kalma sehpaları kirletirim
bu sefer.

3-
buralara kadar gelinmişse
gece kendini uyur
kendine küser eşya
kendi cinayetine kurbandır metal

söz kendini söylemiş, yorulmuşsa
yağmur kendi içine yağar
asfalt bir çılgınlığa yürür kendini,
buraya kadar gelinmişse
uyku bile kendini uyur.

yok yerlere gelindi
boş yerlere gelindi
kemanlar kendi sesinden içlendi
ben senin sessizliğinden
eşya boşuna küstü kendine
gece boşuna delindi,

yaşamımın güç yanlarından biri olma
lütfen, şimdi bu kavgayı unutmak da
hatırlamak da çılgınlık olur
gel biz seninle kahraman olalım
ne hatırlayalım bunu
ne unutalım.

francesca woodman

francesca woodman

 

Daha fazla parçalanacak parçam yoktu.” (birhankeskin)

 

“Teslim etmek kendini sese, çığlığa, nefese… Yaşama bir ilk çığlıkla başlıyoruz, günü geldiğinde de son bir nefesle, bir iç çekişle, yine sesle terk ediyoruz dünyayı. Ömür niyetine akan tüm o zaman boyunca da her şeyin en dolusunu sesle yaşıyoruz, sözle değil. Istırabın en dip noktasında, sevincin tüy hafifliğindeki doruğunda, heyecanın uçuşunda, umutsuzluğun kuytusunda, duyguların o en yalın, en çıplak, en coşkun dünyasında söze yer yok. Sözün aciz kaldığı noktalarda ses tercüman oluyor o saflığa, katışıksızlığa. O yüzden zaten derdimi sözün sesi şiirler ile şarkılar anlatıyor ne zamandır. Gerisinden umudu kestim. Yalnızca bir sesten, sessizlikten, bir gıdım nefesten ibaretim.” (karin karakaşlı/müsait bir yerde inebilir miyim?)

Karanlık aynı, yarasa ayna, bu eller bu yüz’den yıkandıktan, Manolya delirdıkten sonra.
Nilgün

Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum / nilgün

“hayat, hep yüzünle seviştik, tersinin hatırı kaldı” (nilgün, kırmızı kahverengi defter, 31)

anımsamadıgım tüm sözcükler anımsadıgım tek bir sözcüktü: yara!” (nilgün, kırmızı kahverengi defter, 104)

jindrich pevny

jindrich pevny

 

“biz, tekil kişiler olarak, ruh olarak birer birer yaşarız. kişi, tek bir kişi olarak. ortaklık, umut edebileceğimiz en iyi şeydir, ve ortaklık çoğu kişi için dokunmak demektir: elinizin bir başkasının eline dokunuşu, birlikte yapılan iş, birlikte çekilen kızak, birlikte edilen dans, beraber dünyaya getirilen çocuk. biz sadece tek bir vücuda ve iki ele sahibiz. bir çember oluşturabiliriz, ama bir çember olamayız.” ursula

“seyyahlar, kendi yolculuklarını anlatır. sizinkini değil.” ursula

 

 

barbara bezina

“gizi kazınmış aynada
yüzyüze geldiler
pencerede elmas tanecikler ve çevresinde delikler. göz için.
deli. çöl faresi. kum bekçisi cımbız gözlü iğne burunlu. eskiden bir yıldızmış. göğünü yitirmiş. kumda şimdi. falına bakıyor. yeniden dönecek mi? taneleri kim zaman tek çıksın diye sayıyor. olmuyor, çift çıkıyor. bazen “çift” tutuyor içinden. bu kez de tek çıkıyor.
bulamıyor gök kuma hangi sayıyla yazılmış. geceleri iyice umutsuz, renk körü… çölde herşey birbirine karışıyor. yanındaki ev bir canavar, kıpırtısız tetikte. penceresinde elmas tanecikleri var, bunun ayrımında. ardında bir karaltı bazen; izleniyor, bunun da ayrımında. cımbız gözlerini belli etmeden odaklıyor pencereye doğru, dönüp, dikeliyor. ışıklıysa zaman, maki şemsiyesinin gölgesine sığınıyor. bulutlu günler saydığı bir yana aktardığım kum taneciklerinden oluşan tepenin üzerine tünüyor.

gözlerime bakıyor. gözlerimi cımbıza benzetiyor, iğne burunlu diyor bana, deli diyor, kum bekçisi diyor, göğünü yitirmiş yıldız diyor bana, kumda fal baktığımı sanıyor gök haritasında yerimi bulmaya çalıştığımı. renk körüymüşüm, paronaykmışım, korkuyormuşum denizden evden ondan.

hayvan güldü.

“neden büyüdünüz, genleştiniz, yayıldınız, gövdelerinizle, aletlerinizle, anlaklarınızla, aşklarınızla, ağlatılarınızla, güldürülerinizle, yüceliklerle, bayalıklarla; bu yerküreyü nasıl iyeliğinizin bir yapıtı olarak algılıyor onu altetmeye çalışıyorsunuz?” sorabilir.

gökyüzüne dair birşey yazılmadı, haritası çizilmedi henüz…” nilgünmarmara, defter, s.51, 53, 55, 57, 58

gosia janik

rüzgarla
yanan kadın
mahzun köpeğe sırtını dönen kadın
şiir yazan, canına kıyan kadın
kürekçi erosun kayığındaki kadın
çiçek kadın
seyyah kadın
bahçe kadını
masa kadını
pencere kadını
çoğul kadın
çocukluk kucağında kadın
martı tüyü kadın
çöl zambağı kadın
kontrat imgesi kadın
köpük kadın
şafak kadın
durgun hayat kadını /nilgün, defter, 35

 

“Şunu bilmeni istiyorum: Pişman değilim; hiç de pişman olmadım. Ama şunu da bil ki, öyle gururlu falan da değilim-olmadım. Kendimden hiç nefret etmedim; ama bir türlü beğenemedim de kendimi. Çok acı çektim ama başkalarına da çok acı çektirdim. Kendimi haklı görüyor değilim; ama kendimi savunuyor da değilim-hele yargılamayı hiç beceremiyorum, kendimi de dünyayı da.
Dünya ne ise oydu, ben de ne isem o oldum-uyuşamadık.
Hepsi bu…” (Oruç Aruoba)

svetlana rumak

svetlana rumak

“….Bekliyorum – İlk çocuğun attığı /İlk taştan beri /Bekliyorum.

Ne zaman gelecekler – Baltalarla, balyozlarla, keserlerle –
Yalnızım / Burada / Bekliyorum.
Ne zaman / Gelecekler?  (oruçaruoba-sokakta)

 

“Düşmüştüm çok ötelere. Çiçekleniyor bulutlar
Mavi ve gizemli yıldızların yüzünde
Kilisenin içinde, azizlerin hepsi mavi olacak,
Soğuk sıraların üstünde narin ayaklarıyla yüzerek,
Katılaşmış elleri ve yüzleri kutsallıkla.
Ay görmüyor bunların hiç birini. Kel ve yabanıl kadın.
Ve porsukağacının iletisi karanlıktır – karanlık ve sessizlik.” (Sylvia P-Ay ve Porsukağacı)

Mehrdad Zaeri

 

Sizde fazla mavi var mı,
fazla bir gökyüzü,
fazla bir cumartesi ,
fazla bir gülüş?
Sizde fazla bir hayat var mı? (Haydarergüden)

“Hiçbir şey acı kadar kişisel ve paylaşılamaz değildir; acı çekmenin en kötü yanı, acının tek başına çekilmesindedir. Ama acı çekmeyenler, ya da acı çektiklerini kabul etmeyenler, diğer insanlardan koparak soğuk bir tecrit hırkasına bürünenlerdir. En yalnız deneyim olan acı, sempati ve sevgiyi doğurur; benlik ve öteki arasındaki köprüyü, birleşmenin araçlarını.” (ursula)

 

“Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi/Bir yaşantı ile karşılayanlara/Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum” gülten

Lyyn randolp

 

 

“Eziyorum ayağımla -yaşam hakkı- sertifikamı.”  Marina Tsvetaeva

“Ben çoktan dilimi değiştirmiştim sana.Acıydın.Acı.Şimdi yüreğimde bir taş.”  Seyhan Erözçelik

”Kimseye ait olmamak, kendime bile. Durmadan gitmek, sonu olmayan/Bir yokluğun peşinde..” Pessoa
“biz bize kediydik bazı insanlara yağmur yağıyordu” lale

“Neden kedi seven/Bir insan/Olduğumu/Biliyorum da/Kedisiz ve sevgisiz
Getiriyorum/Yaşadığım günlerin/Yaprak döken sonunu” metin altıok

 

a

“neruda ne iyi diyor: ‘yalnız kedi, baştan beri kusursuz biçimdeydi’ diye. yere düşen bir gazete, yeni ütülenmiş bir çamaşır, yeni alınan bir eşya, hep kedi içindir. evin en rahat, en yüksek, en alımlı köşesini bulur ve kendine ayırır. kedi, evi sever. o yüzden denizi bile aşıp bulur evini de sahibini pek aramaz. sahipsizdir. yemek vererek gönlünü kazanamazsınız. sizi o seçer, görmeyince de unutur. bir daha gördüğünde, aradan hiç zaman geçmemiş gibi sürdürür ilişkiyi. (…) kedi, kendi varoluşunun başlıbaşına bir mutluluk kaynağı olduğu inancındadır, ödün vermez. (…) almaktan çok paylaşmayı sevenlerin hayvanıdır kedi. uyudu mu kinini de unutur.” (tomris uyar/gündökümü) -itüsözlükten alıntı-

 

 

Sana geldiğimde
Kanatlarını,
Siyah taşlarla örülmüş
O ıssız şehrin üzerinde açacak,
Bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek
Ve acıyla bağıracaktım.
Her kadın kendi ağacını tanır.
Uçtum o gece.
Karanlığın girmeye korktuğu şehri geçtim.
Gölge olmayınca ruh yalnızdı. Uludum.
Bejan Matur/Her Kadın Kendi Ağacını Tanır

daniel gonzalez

Bir kaç derece sonra kuzey
Eğreltilerin eğimlerin uzağı
Yol yarı aydınlık
Yarı kapalı yağmurun ağzı
Ondan mı
Sarsıla sarsıla değişiyor gÖğün derisi
YÜrüyor yüzÜmÜze suyun ağır aksanı
İrkilmek, geçici ruh hali halimizde
Yolun boyu bazan boyumuza denk
Hem yerin gölgesiyiz
Hem gölgemiz ıssızlık
Bir korku arıyoruz burada
Duraksıyoruz içimizden, dışımızı atıyoruz.
Derken, Vazgeçtin/Aramızda bir dalı kırdı karanlık.    KIrılma / Elif Sofya

 

“… geyiklerin ayaklarıyla inerim suya

yüzümü bir çömlek gibi sırlayıp
avuçlarınızda giderim kırılmaya
göçebe kelebekler gördüm…ne tuhaf!
koşarken ardından mordumanlı bir trenin
belli ki yaşamak için aşktı seçilen
tanrı’ya doğru koşan ağaçlar ne bilsin!”betül dünder/Trenlerin Ardından Koşan Yalnız Köpekler ve Kadınlardır

saniel gonzalez

 

Şimdi’si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor… nilgün

 

 

“Kendi fotoğrafına gülümseyen,,, kendi içkisinde boğulan,,, kendi annesinin celladıyım… Buyum işte ((!!)) başka türlü nefes alamam… Çocuk da doğuramam…” umay

umay

umay

“Kendi fotoğrafına gülümseyen,,, kendi içkisinde boğulan,,, kendi annesinin celladıyım… Buyum işte ((!!)) başka türlü nefes alamam… Çocuk da doğuramam…” umay

“ilk önce bağıracak tamam mı? çünkü ses de yaralıdır.” Umay Umay

“Ama ikimiz de biliyoruz, kaçarken çıkardığımız topuk sesleri hayatı kırabilir” umay

Bu sürünün ortasında kalbinde unutulmuş bir elle sürünen başka biri var mıdır? umay

umay

umay

umay

umay

“artik ozgurum, oyle yalnizim ki …” umay

Yanlış bu sözcükler,,, yanlış bu dokunuşlar,, ,yanliş bu anlaşıma isteği,.. Bir sokaktan,, kendiminkine nasıl geçmeliyim; sınırlarımı böyle yitirmişken… umay

Pirinç işlemeli bir aynada kırıldı yüzümün diğer yarısı. Herkes uyuyordu. Yüzümün yarısı benim. Yüzümün yarısıyla hep yarım öyküler anlatırım. Peki sen, yarım dudaklı bir kadını öpmek ister misin? umay

umay

umay

 

“Kadını dalga sesinden dokumuşlardı. Ay ışıklı ve kumsallı. Kırılıyordu.” birhan

umay

umay


“yok yerlere gelindi/boş yerlere gelindi
kemanlar kendi sesinden içlendi/ben senin sessizliğinden/eşya boşuna küstü kendine
gece boşuna delindi…” birhan

bir mağara çiçeği yürüyor içimde/içli bir bulut geçiyor üstümüzden /kalk gidelim. birhan

 

umay1

umay

uyandığımda
kendimi bir ağacın yokluğuna sarılı buldum
saçlarım uzandı toprağın iç çekişine
çölün görmediği bir pencere aradım
ağzı kapanan sözleri tanıdı gün ışığı
hep cılız kalacaktı böyle

sessizliğe verdim sırtımın sinirlerini
kovuklarda geceleyen o kuş bakışı
anımsadı yüzümdeki bilinmezliği
denize doğru yürüdüm
bacaklarımı öpen sular
hoyrat zamanlardan geliyorlardı
kimsenin kölesi rüzgar
göğsümü aralıyor şimdi
hiç olmadığın zamanlarda
uykuya dalıyorum

ah! pencere kapandı
oysa açılmamıştı hiç
kemirgenlerin sesleriyle ıslanıyor düş
göz çukurlarımda birikiyor durmadan
portakal çiçeğinin yalnızlığı
çıplakl1ğıml götür. sürünsün bir ağacın altında
ay parçalara ayırsın onu
akbabaların toplamaya geldiği

usulca ve incitmeden bana bak
olmayan bana
getir aynaların dişi gözlerini
beliriyor gövdem tam ortasında yeryüzünün
ırmaklar akıyor unuttuğumda
oyulacak taşlara yazılmış adın
harflerle ağırlaşmış
bir tuz uğultusunda (zeynep köylü – ağır düş)

Francesca woodman

Francesca woodman

 

“şimdi derin bir nefes alıyor
sonra bırakıyorum
alıp veriyorum
alıp veriyorum
hızlanıyor sancı
orta çizgimden aşağı
haklı bir sevinç…
ayrılıyorken dal gövdesinden”  denizdurukan

 

 

 

 

 Anastasii Mikhailov

Anastasii Mikhailov

“…

soğuktu, ısınamıyorduk. Bu kadar yakınken. Aramızda
yalnızca o hava boşluklarının dolaştığı odalardaydık.
Biriken bütün rüzgarlar işte orada, o deniz kasabasında
o çok köpekli, çok rüzgarlı yerde patladı. İkimizi aynı
gökyüzüne baktıran, neydi o, ışık söndü. Sustum.
Sustum. Sustum. Sustum.
Bütün aşkların sonunda yaptığım gibi,
konuşmak hiçbir şeyi, hiçbir şeye ulaştırmıyordu.
Biliyordum.

Sustum. Sustum. Sustum. Başkalarının ilgili yollarına
adım atan ayaklarına susarak baktım. Yanımdaydın kalktın.
Gövdeni gövdemin karşısına, sana ilgili gövdelerin
yanına bıraktın. Sustum. Seni yabancı olduğun gövdelerin arasından çekip çıkaramıyordum.
Bunu yapmayacak kadar büyümüştüm. Kendini yormanı sessizce izleyecek kadar büyümüştüm.
Meğer dalından düşecek kadar büyümüşüm.
Yaprağın ağaçsız kalışını
ağacın çıplaklığını
rüzgarın şiddetini ve rüzgarın
onların her ikisine de ne yaptığını gördüm.
Meğer dalından düşecek kadar büyümüşüm.

…”

Birhan Keskin-Bakarsın Üzgün Dönerim-

 Anastasii Mikhailov

Anastasii Mikhailov

 Anastasii Mikhailov

Anastasii Mikhailov

“…o kadar uzun yol geldik ki seninle

şimdi, sen ayrı ben ayrı olan o yolu
nasıl yürüyeceğiz?
(biz seninle yoldayken
yanımızdan ovalar, ağaçlar; titreşen
rüzgârlar akmıştı. bir yolumuz olduğunu, yol kazalarını, yol yorgunluğunu o zamanlar biliyor muyduk?) …” birhan-taş parçaları

 

 fff“Bazı sözler kapalıdır içine” (elif sofya)

“Ay karanlık taş olacak
Alnımdaki taşlarınıza inat” -elif sofya-

“..
Ve birinin rüyalarından
süzülüp gelen,
minik bir kayık
batıyor yavaşça
Kış bastırdı şimdiden burada,
Hafiften toza buluyor şu kırları
Akıl ermez bir sis ile
dolduruyor ufuk kadar uzak dünyayı
…” Mart’a Ağıt / ANNA AKHMATOVA

tomas

“…
Yine de seni kendime
Bir gövde seçer gibi seçtim
Ağaçlara kabuk olmak için kalkalım yerimizden
Yerimiz hiç olmadığı kadar olmasın bizden.
…”
elif sofya / sonra hayvan olacagım

tomas2

tomas rucker

beni yalnız bıraktın bir kuyu ağzı
gibi
ay ışığı acıtır kendi karanlığımı
oysa gövdemi terk eden sular
buluşur bir nehrin sessizliğiyle   / zeynep köylü

kendini sulara anlatır leda
gecenin beklediği
bulut sesi
olmak için
kimsesiz acıyı tanır mı toprak
girebilir miyim
göğsündeki ormana
bir nehir bulmalıyım
bakmak için sana
yalnızlığı yalnızca aşk ürkütür
beni hatırlama uyandığında  / zeynep